Beyza Üstün: Çevre mücadelesi ortaklaştırılmalıdır

  • 14:49 4 Eylül 2019
  • Güncel
İZMİR - ‘Karaburun’da Özel Çevre Kanunu Süreci ve Çevre Mücadelesi’ konuşan HDP PM üyesi Beyza Üstün, “Çevre mücadelesinde Karaburun Kent Konseyi’nin verdiği mücadele kıymetlidir. Ama önemli olan birlikte mücadele vermektir” dedi.
 
İzmir de gerçekleşen Karaburun Bilim Kongresi’nin 14’üncüsü Bodrum Kafe’de düzenlenen ‘Karaburun’da Özel Çevre Kanunu (ÖÇK) Süreci ve Çevre Mücadelesi’ başlıklı oturumla başladı. Karaburun Kent Konseyi Başkanı Goncagül Karaağaç’ın moderatörülüğünü yaptığı oturumda, Karaburun Gündelik Yaşam, Bilim ve Kültür Derneği’nden Dilek Zeyrek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclis (PM) üyesi Beyza Üstün, Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) üyesi avukat Arif Ali Çangı ve Karaburun yaşam savunucularından İlhan Yıldız sunum yaptı.
 
‘Karaburun’un yüzde 71’lik bölümü RES alanı ilan edildi’
 
Karaburun’un yüzde 71’lik bölümünün 2013 yılında Rüzgar Enerji Santrali (RES) alanı olarak ayrıldığını, söyleyen Dilek, Karaburun halkının RES için Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) toplantılarına çağırılmadıkları söyledi. Dilek, halkın RES’lere karşı çıktığını ifade ederken Karaburun’daki balık çiftlikleri ve taş ocakları hakkında açılan davaların da devam ettiğini aktardı. Dilek, “Balık çiftlikleri eylemlerle durduruldu. Merkezi İsviçre’de bulunan Gold Standart Enstitüsü'ne yapılan müracaatlar sonunda enerji şirketi Lodos Enerji Şirketinin Karbon sertifikası iptal ettirildi. Almanya’dan aldıkları banka kredilerinin engellenmesi sağlandı. EGEÇP avukatları ile birçok dava kazanıldı ama şirketler bu kararların yaptırımlarının uygulanmasına engel oldu. Karaburun’da başarılı veya başarısız mücadeleler burada faaliyet yürütmek isteyen şirketlerin burada bir çevre mücadelesi olduğunu bilmesine ve daha dikkatli olması sağlandı” dedi.
 
‘KHK’lerle yayınlanan ÖÇK’ler kaygı verici’
 
Karaburun’un 15 Mart 2019’da Özel Çevre Koruma alanı ilan edildiğini söyleyen Dilek, Akdeniz’in korunmasına yönelik sözleşme olan Barselona Sözleşmesi’nin gereğinin yapılmadığını, ÖÇK’nin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ilan edilmesinin kuşku yarattığını ifade etti. Dilek, “Karaburun’un biyolojik değerlerinin korunması ve alandaki sosyo-faaliyetlerle birlikte sürdürülebilir deniz kıyı alanları, bütünleşik kıyı alan planlaması yapılması gerekiyor. Yönetim planlarının yapılabilmesi için yerelin bilgi üretmesi ve kamuyla paylaşması gerekiyor. Bunun için de yerel yönetim, bu konuda çalışanlar ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapmalıdır. Aksi takdirde baskı unsurları Karaburun adına hareket edecek ve ÖÇK ilanı hakkındaki endişelerimizi ÖÇK’ye rağmen harekete geçirecek” diye kaydetti.
 
‘Karaburun’un yerlisi olarak bu işin arkasındayız’
 
Ardından söz alan Karaburun Kent Konseyi Başkanı Goncagül Karaağaç Karaburun’da büyük bir talan yaşandığının altını çizerek, “Taş ocaklarına karşı değiliz ancak yaşam alanlarına yakın olmasına karşıyız. RES’ler yenilenebilir enerji demek ama 25 yıllık ömrü için, sadece bir şirket kazanacak diye köyün içine kurulmamalı. Neden turizmden kazanmak yerine deniz tabakamızı çamurlaştıran balık çiftlikleri olsun? Biz, herkesin sağlıklı yaşam hakkını savunuyoruz. Dağlarda endemik bitkiler var, su altı çalışmaları oldu. Yaylaköy’de RES alanlarının etrafı tellerle çevriliyor ve karakeçilerin yediği bitkileri toz kapladığı için keçiler hastalanıyor veya yiyemiyorlar. Karakeçiler neredeyse yok denecek durumda. Karaburun’un fok mağaraları, orkideleri tehlike altında. Foça ve Karaburun’da troller yasaklanması gerekirken 1 Eylül’den itibaren trollerin ışıkları açıldı. Karaburun’un yerlisi olarak bu işin arkasındayız” dedi.
 
‘Yasal değişimler sermaye için iktidarın elinde’
 
Daha sonra konuşan HDP PM üyesi Beyza Üstün, kapitalizmin "koruma kullanma dengesi" gibi terimlerle kendini maskelediğini söyledi. Hiçbir yerin yaşam alanı kullanılarak korunamayacağını ifade eden Beyza, “ÖÇK başbakanlık eliyle Türkiye siyasetine girdi. Bu kurum farklı kurumlara devredildi. 644 ve 648 sayılı KHK’lerle bütün doğal alanlarda bulunan koruma statülerinin kaldırılmasını işaret etti ve kullanımının önüne koydu. Anayasa Mahkemesi 29 Haziran 2011’de 644 sayılı yasa, 29 eylül 2012’de maddelerin iptali için kararlar çıkardı. Sulak alanlar yerine suyun altı sözü, mülkiyete bağlı alanlar diyerek değiştirdiler. Endüstriyel alanlar üzerindeki düzenlemeler ile de tüm bölgeyi kullanabilir yetkisinin şu an iktidarın elinde olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Biyolojik türlerin ticarileşmesini önünü açıldı’
 
ÖÇK yönetmeliğinin bütün maddelerinin bir devlete ait doğal alanların nasıl ihaleye verileceği, hangi dosyalarla verileceğinin bütün altlıklarını içerdiğini vurgulayan Beyza, “13 Ekim 2019 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bir ay sonra Resmi Gazete'de Karaburun’un özel çevre koruma alanı olarak ilan edildi. 2011 genel seçimlerinden önce tabiat ve biyoçeşitliliği koruma tasarısı getirmişlerdi. Orada bütün koruma statüleri kaldırılıp kapitalizmin krizinde biyoçeşitliliğin nasıl ticarileştireceğinin yöntemleri vardı. 644 ve 648 nolu kararnameler ile de mücadelenin önüne geçmek için bütün kararnameleri de kaldırdılar. Biyolojik türlerin ticarileşmesinin önünü açtılar” diye konuştu. 
 
‘Süreci asıl yöneten kapitalizmin krizi’
 
HES’lere karşı, termik santrallere karşı RES’leri, güneş enerjilerinin ekoloji mücadelesi verenler tarafından sermayeye yöntem gösterir şekilde övüldüğü süreçlerin yaşandığına dikkat çeken Beyza, artık sermayenin yaşam alanlarının her alanına girdiğinin altını çizdi. Belediyelerde ve diğer kamu kurumlarında ihaleler açıldığında sayfaların dikkatlice kontrol edilmesini öneren Beyza, konuşmasının devamında şunları kaydetti: “Kent Konseyi’nin verdiği mücadele kıymetlidir. Ama önemli olan birlikte mücadele vermektir. Halklar olarak birlikte bunu tartışır ve kapitalizme karşı antikapitalist bir perspektifle karşısında durmalıyız.
 
‘Mücadele ortaklaştırılmalıdır’
 
İşin nedeninden sapmadan bu işi nerden kaynaklandığını bilerek tartışmak ve çözüm üretmek siyasi bir tutumdur. Saldırı siyasi saldırıdır. Şüphesiz eylemliliğe duracaktır. Ve eylemliliğe durduğunda ayrışmalar olmayacaktır. Gerçekten tartışalım ve yetkileri herhangi bir kuruma vermeyelim. Şüphesiz onların emekleri çok kıymetlidir ama asıl önemli olan bizim birlikteliğimizdir. Yerel yönetimlere iyi bakalım.” 
 
Oturum, soru cevap bölümü ile devam etti.