‘Kayyım atamaları açlık grevleri ve tecritle bağlantılıdır’

  • 09:04 7 Ekim 2019
  • Güncel
İZMİR - Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden geçtiğimiz günlerde tahliye edilen L.A., cezaevinde yaşanan ihlalleri, açlık grevi süreci, grev sonrası yaşananlar ile grevlerin gündeme etkisini değerlendirirken, kayyım atamalarının açlık grevleri ve tecritle bağlantılı olduğunu belirtti.
 
Türkiye’de her alanda hak ihlallerine tanık oluyor ya da öznesi oluyoruz. Kadınlar, çocuklar ve tutsaklar hak ihlallerine maruz bırakılan grupların başında geliyor. Maruz kalınan ihlaller çeşitli sivil toplum kuruluşlarının raporları, tutsakların yazdıkları mektuplar ve avukatları aracılığıyla kamuoyuna aktarılmaya çalışılıyor. Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden geçtiğimiz günlerde tahliye edilen L.A., cezaevinde olağanüstü hal (OHAL) sürecinde artan baskılar ve ihlaller, açlık grevi süreci, grev sonrası yaşananlar ile grevlerin gündeme etkisini anlattı. 
 
‘İzmir’deki çoğu mahkeme hak ihlallerine onay veriyor’
 
“Örgüt üyeliği” ile yargılandığı davada 4 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen L.A., OHAL ile cezaevlerindeki hak kısıtlamalarının devam ettiğini söyledi. Kürtçe mektup ve kitapların cezaevine alınmamasıyla başlayan sürecin, Türkçe mektuplaşmayı daha zorlaştırdığını söyleyen L.A., etkinliklerin ortadan kaldırıldığını, görüş saatlerinin 1 saatten 45 dakikaya indirildiğini aktardı. Uzun süren açlık grevinin ardından kitapların toplatılarak 10 tane ile sınırlandırıldığını, yakın zamanda da bütün kitapların alınacağına dair tebligatta bulunulduğunu ifade eden L.A.,“İtirazda bulunduk. İzmir’deki mahkemelerin çoğu cezaevinin tüm hak ihlallerine onay veriyor. Bu konuda da aynı tutumuna devam edecek sanıyorum. Tebligatta stok yapılmasının uygun olmadığı, kitapların yanında bulunmasının olası müdahalenin önüne geçilmesi anlamına geldiğini söylendi. Örneğin koğuşu yakmak için kullanılabilirmiş, barikat olarak yığılabilirmiş” dedi.
 
‘Bütün cezaevlerinde haklar elden alınıyor’
 
Kitaplara el konmasının, gazetelerin verilmemesinin adli yaşamı dayatmayı ve siyasi kimliğe saldırmayı amaçladığını söyleyen L.A., bunun 1980’lerden itibaren geliştirilen bir politika olduğunu dile getirdi. L.A., Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Yeni Yaşam gazetesine dönük başka bir cezaevini tazminata mahkum etmesine rağmen gazetenin 2 gün verildikten sonra “bayide satılmıyor” iddiasıyla yine verilmediğini belirtti. L.A.,“Tutsaklar bu şekilde toplumda yaşanan olaylardan koparmaya çalışılıyor. Oradaki yaşam bir bütün tecrit ediliyor. Bütün cezaevlerinde adım adım haklar elden alınıyor. Bir müzik bile dinlenemiyor. Radyolardan bir müzik dinlerken yakaladığın bir duygunun bile önüne geçerek insani duygulardan arındırmaya çalışılıyor” diye belirtti.
 
‘Tecrit nereden başladıysa oraya müdahale etmek gerekiyordu’
 
Açlık grevi dönemine de değinen L.A., PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için başlatılan açlık grevlerinin savunmasız hale getirilen toplumun, hem içerideki hem de dışarıdaki baskı politikasına “dur” diyebilmek için gerekli olduğunu kaydetti. L.A.,“Kürt halkı kendi önderliği üzerinden somutlaştırdı ama aslında onun üzerindeki tecrit topluma ve cezaevlerine uygulandı. Tecrit nereden başladıysa oraya müdahale etmek gerekiyordu. Biz de önderliğin üzerindeki tecridin kaldırılması için açlık grevine başladık. Nitekim tecrit bir yere kadar kırıldı. En azından içeriden sağlık durumu ile ilgili düşüncelerini öğrendik” ifadelerini kullandı.
 
‘En büyük direniş alanı komün alanında başlıyor’
 
 
Abdullah Öcalan ile görüşmelerin dışarıda bir rahatlama yarattığını ancak sistemin bunun acısını cezaevindekilerden çıkarmaya başladığını söyleyen L.A., kitap ve radyo toplamaların, aramaların artmasının bu sürecin ardından geliştiğini vurguladı. Aramalarda eşyalara el koyma, kırma gibi baskı tutumunun çoğaldığını, aramaların ayda birden haftada bire düştüğünü dile getiren L.A., “80’leri aratmayan bir süreç yaşanıyor. Elbette düşünsel anlamda dinç kılıyoruz kendimizi. En büyük direniş alanı komün alanında başlıyor. Bu noktada bir taviz durumu söz konusu değil” dedi.
 
‘Erkek müdür ve savcılar haber vermeden koğuşlara giriyor’ 
 
Cezaevlerinde kadın olmanın sürekli cinsiyet üzerinden psikolojik baskıya maruz kalmak olduğunu söyleyen L.A., şöyle devam etti: “Onlara göre kadınsan zayıfsın ve çok kolay düşürülebilirsin. Bir kadının ihtiyaçları daha faklıdır. Seni bundan mahrum ediyor ve baskı aracı olarak kullanıyor, sindirmeye çalışıyor. Sürgün yaşanıyor bu taraflara ve aileler uzakta. ‘Sen toplumdan, ailenden kopmuşsun ve kimse seni savunmuyor’ baskısını daha fazla yapıyor. Ailelere de sıkıntı yaşatılıyor. Son zamanlarda erkek cezaevi savcısı veya müdür gelmeden önce haber verirken bu sefer söylenmedi. Savcı mahremiyete saygı duymadan aramalara eşlik etti ve gayet normal de gördü. Banyo tuvalet gibi özel alanlara da girdi.”
 
‘Cezaevi müdürü ırkçı yaklaşıyor’
 
Şakran Cezaevi 1’inci Müdürü’nün yaşanan hak ihlallerini ileri boyuta taşıdığını ve açlık grevine girenlerin tedavilerinin önüne geçtiğinin altını çizen L.A., tutsakların hala tedavi görmediğini, sevklerde sıkıntılar yaşatıldığını aktardı. Açlık grevini sonlandırdıklarına dair dilekçe yazmalarına rağmen kampüs hastanesinde tedavi için saatlerce bekletildiklerini ifade eden L.A., maruz bırakıldıkları hak ihlallerini şu şekilde anlattı: “Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) önerdiği şekilde beslenmemiz gerekiyordu önce serum, mama, vitamin takviyesi.  Sabaha kadar kampüs hastanesinde kaldık, hiçbir şey yapılmadı. Jandarmanın hakareti de vardı.  Biz de gerekli kişileri çağırdık. Ama ‘tedavi için götürülmeye gerek yok’ diye cezaevi müdürü kendisi geldi. Oysa koşulları yeterli değildi. Acil bir durumda müdahale edilemezdi. Bir arkadaşa serum verildi am alerji yaptı. Birine damardan değil deri altından serum takılmış, kolu şişti. Müdür dışarıya ‘Şakran’daki kadınlar açlık grevini bırakmadı’ diye haber gönderdi. Oysa biz açlık grevini bırakmıştık.” 
 
‘Kayyımlar açlık grevlerinin sonuçlarından bağımsız değil’
 
19 Ağustos’ta Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kazandığı Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasının da açlık grevlerinden ve seçimlerden alınan sonuçlardan bağımsız olmadığını ifade eden L.A.,“Grevin sonucunda Kürt Halk Önderi ile görüşme yaşandı, tecrit bir nebze kırıldı. Bu baskıyı kırmaya dönük hareketlilik de başladı anneler şahsında. Bu hareketliliği sindirmeye dönük de bir yaklaşımdır kayyımlar. Kürt Halk Önderi çözümün temel adresi olarak toplumun kaynaşmasında buluyor. AKP iktidarı zıt kutuplar yarattı, ikiye böldü. Bunun önüne geçmek gerekir. Bunu yaparsan AKP’nin can damarını kesmiş olursun. HDP içinde çok farklı kesimlerden etnik anlamda farklı insanlar yer alıyor. Bunu sen topluma yaydığın zaman toplumsal barışı yaymış oluyorsun. Bu da aynı zamanda önderliğin üzerindeki tecridin kaldırılması anlamına geliyor” dedi.